Sonra yazarım.
Sonra yazarım.
Bazılarınızı çok sevdim, bazılarınızı hiç sevmedim. Ama ne sevdiğimi söyledim ne de sevmediğimi. Bu yüzden hep yalnız kaldım ben. Bu yüzden hiç konuşmadım..
Arkadaşlıklarınız yetmiyor, muhabbetler boş. Mutlu olamıyorum, eğlenemiyorum. Sevgililer gelip geçiyor, seks tatmin etmiyor. Çizeyim diyorum bari işimi doğru yapayım yaptığım işi beğenmiyorum. Amına koyayım yeter lan ne biçim bi insan oldum. Bir şey de mutlu etsin. Bir şeyi de kafam rahat yapayım sıkıntısız yapayım. Fazla gülüp ardından dengelemek için ciddi tavrımı takınmayayım. Allah benim belamı versin ulan bırak iki dakka rahat yaşayayım ya.
O şimdi başka kollarda ısınıyor, artık üşüyebilirsin.
Tanıdığım bir avuç insana bakarak genellemeler yapmaya çalıştım hep. Sınıflandırmaya çalıştım. Kendimi rahatlatmaya çalıştım. Daha kolay anlaşılır hale getirmeye çalıştım ilişkileri, davranışları, psikolojileri, durumları. Çünkü zor. Anlaması güç. Her insan, derinde o kadar karmaşık ki, o kadar tuhaf, akıl almaz düşüncelere sahip ki. Ben dayanamıyorum. Katlanamıyorum. Bu yüzden hep genelledim ve hep kaybettim. Tembelliğimin en büyük zararı belki de bu oldu bana.
Ben insanları sevmiyorum. İnsanlar yapış yapış, insanlar kibirli. İnsanlar sadece konuşuyorlar. Düşünmüyorlar. Zor olan düşünmek. Bilmiyorlar. Bu yüzden yüz yüze iletişim kuramıyorum. Benimle konuşurken, karşımdakinin aklından geçen şeyleri düşündükçe çıldıracak gibi oluyorum. Mesela saçıma bakıyor, belki biraz dağınık, cildimi inceliyor. yüzüme bakıyor, nefesimi kokluyor, üstümdeki kıyafetlerin renklerini analiz ediyor, kafasından olmuş olmamış yorumlar yapıyor. Ve en kötüsü de bütün bunları bir bakışta yapıp beni belli bir statüye sokuyor olması. Siz insan olmayı tam anlayamamışsınız. Ben sizi sevmiyorum.
İnsanlar kendilerini nasıl düşünüyorlar belli değil. Ben kendimi çok düşünüyorum. Ne durumda olduğumu, sevilip sevilmediğimi, yapabildiklerimi, daha iyi yapabileceklerimi, yapamadıklarımı. Çoğu zaman ümitsizliğe kapılıyorum. İşte bu durumlarda gözlerimi kapatıp göz kapaklarımı izliyorum. İnsanlar göz kapaklarını kapatınca ne görürler hep merak etmişimdir. Ben çok fazla şey görüyorum. Her şey hareket ediyor. Kırmızı siyah bir dünya canlanıyor zihnimde.Sanırım sadece bilinç akışı oluyor böyle zamanlarda. Çok rahat hissediyorum. Beynim üretiyor, ben sadece izliyorum. Stendhal’da bu ruh haliyle koymuştur belki romanının ismini. Hatta hiç düşünmemiştir neden bu ismi koyuyorum diye. Yazarların kafaları kafadır asıl.
Çok fazla kendimle konuşurum. Tartışırım. Anlatmaya çalıştıklarımı en iyi kendim anlıyorum. Kafandaki problemi başkasına anlatmak çok zor. Seni can kulağıyla dinleyip dinlemediği bile belli değil. O yüzden fazla uzağa gitmeyin. Kendinizle konuşun. El kol hareketleriyle, mimiklerle destekleyerek konuşun. Hiç bir zararı olmayan en basit kişisel gelişim yöntemidir. Ve dinlendiricidir.
Herkesin ortak dertleri ortak sevinçleri olduğunu tam olarak anladım artık. Değişik insan yok. İnsan dediğin gerçekten bir hayvan türü. Tam bir sürü zihniyeti.
Şöyle 5 dakika durup etrafını inceleyen her insan anlayabilir bunu. Kimse farklı değil. İnsanlar birbirinin aynısı, değersiz, düşünmeyen varlıklar.
O kadar ki, şimdi bunu okurken hiç biriniz üzerine alınmayacak. Lan çıldıracak gibi oluyorum. Nasıl oldu da böyle bir duruma düştü insanoğlu.
Bir dakika ben biraz konuşmak istiyorum. 3 saat önce Ay’ı izlemeye başladım. Görüş alanımdan çıkana kadar izledim. Bu süre zarfında Güneş’in Dünya’ya en yakın yıldız olduğu aklıma geldi. Bu kadar realistik bir insanım. Ay’ı görünce şiir falan okumaya başlayanlar var. Sonra Dünya üzerinde ki ilk canlının oluşmasını sağlayacak Güneş-Dünya arası uzaklığı düşündüm. Bu uzaklığın farklı bir değer olmasıyla insanoğlunun tipinde ki değişiklik arasında ki bağlantıyı kurarken bir an durdum. Düşününce o kadar komik ki. Sonra durmaya devam ettim. Bu aralar biraz durgunum.